28 Şubat 2019 Perşembe
27 Şubat 2019 Çarşamba
Meydan Okuma 27.gün
Soru 27: Bazı günler enerjin düşük uyanırsın ya da bir şey olur modun düşer. Ne yaparsın da toplarsın? Var mı sihirli bir kaç önerin?
Nerden başlasam, nasıl anlatsam...
Yaşadıklarım da oldu...
İlkokul çağlarımda şimdiki gibi çook fazla kitap, ansiklopedi, dergi bulamazdık okuyacak, bu yüzden elime geçen kitaplardaki cümleleri sadece okumaz, farkında olmadan ezberlerdim. Bir gün şöyle bir cümle okudum; "insanlar, ağzından çıkan cümlelerin, beyninden çıkan düşüncelerin, bütün evreni dolaşıp tekrar kendine geri döndüğünü bilse, eminim çok daha dikkatli olurdu." Hayatımı değiştiren, hatırladığım en büyük şoktu. Annemin dediğine göre 7 yaşımdaydım. İngilizce filan bildiğim yok. Einstein diye okuyup buruyorum, (onun Anştayn olduğunu bir gün öğrendiğimde, dehşete düşmüştüm, yıllarca iki farklı adam sanmıştım onları) Aşırı haylaz bir çocuktan, daha evcil hale dönüşmüşüm yine annemin söylediğine göre. Yıllar içinde fiziği hiç sevmedim ama bir gün kuantum fiziği diye bambaşka bir fizik dalı olduğunu keşfettim. Ve sürekli şoka girdiğim şeyin aslının ne olduğunu. Her şey böyle başladı ve ben yıllar içinde okudum, okudum, okudum. Bana göre doğal bir yönlenmeyle tasavvufa ilgi duydum sonrasında. Harmanladım, karıştırdım, ayıkladım, doğruldum, düştüm, kalktım, kalkamadım, kavruldum, becerdim, başaramadım, yeniden çalıştım, yeniden düştüm, kızdım, öfkelendim, yandım, soğudum... Ve daha bir sürü şey.
Hepsi bir deneyimdi. Kimisinden çok da ciddi tedavilerle ayağa kalktım. Kimileriyle halâ uğraşıyorum. Altından kalktığımı sandıklarım var halâ, sanmayın ki bitti, sanmayın ki bitecek.
Küçücük bir etki, 4 milyon 155 bin 476 tane domino taşını devirdi en son. Bir başka zaman, taşlar dizilirken onlara çarpan bir serçe, 23 bin domino taşını devirmişti (havalı tüfekle onu vurdular.) Serçe hiç farkında değildi tabi ne yaptığının. Ama yapmıştı işte.
İzlediklerim de oldu...
Okuduklarım da oldu...
...
Demem o ki; en ufak bir sıkıntı hisettiğimde film gibi bunlar geçiyor aklımdan. Ben kötü olursam herkes kötü olur. Ben kötü hissedersem herkes kötü hisseder. Ve benim buna hakkım yok. Enerji var. Kuantum fiziği gerçek. Kelebek etkisi. Ve hayat; biliyorum ki elimizde olanların kıymetini anlatabilecek kadar sabırlı ve anlayışlı davranmayabiliyor, "hemen" diyor, "erteleme" diyor, "şimdi" diyor, "hadi" diyor, "bekleme" diyor, "bekletme" diyor mutluluğu yakalaman için... Bu komutlara daha çok uyar oldum yaş aldıkça. İçinde güzellik olduğunu bildiğim her şeye dokunmak istiyorum öyle anlarda daha çok. Minik bir katkının, minik bir etkinin, ağızdan çıkan bir kelimenin, yazılan bir satırın muazzam etkiler yaratabileceğini sürekli öğretiyor hayat bana. Bunları düşünüp, kötü hissedebilmek de pek mümkün olmuyor, ışıl ışıl oluyor gözlerin bir anda. Kalbin coşuyor. Allah çaresiz dertlere düşürmesin, enerjiyi toplarız bi şekilde.
Vee o moddaki son cümlem, her zaman;
26 Şubat 2019 Salı
Meydan Okuma 26.gün
Soru 26: Maddi yada manevi neye ihtiyacın var.
Babam bize, hangi halde olursak olalım mutlaka ama mutlaka şükretmeyi öğretti. Çok şükür. Çorba kaynıyor, aç değiliz, açıkta da değiliz. Çocuklar eğitimlerine devam ediyor. Azami gayrette onlara da yetişebiliyoruz. Bi şeye ihtiyacım yok madden. Çok şükür.
Manen'e değmiyeydiniz iyiydi. Sürekli bir ihtiyaç halindeyim. Yetinmeye çalışıyor olsam da. Ama bu yönlü tüm ihtiyaçlarımın aslında, sevgi odaklı olduğunu görüyorum. Sevgisizlik insana özgü. Doğada başka bir canlıda böyle bir kusur yok. Dolayısıyla, sevgi dolu insanlar tanımak bu açlığımı yatıştırıyor. İhtiyacı olanlara istediğim ölçüde yardımcı olmak isterdim. Hayvanlar eziyet görmesin diye yaptırım gücüm olsun isterdim. Çocuk gelinler diye bir kavramı hiç duymuyor olmayı isterdim. Kadına, çocuğa, hayvana, ağaca şiddet uygulayanları hadım etmek, cımbızla etlerini çekmek isterdim. Hastalıkların bulunan ama gizlenen tedavilerini ortaya çıkarıp, dertlere deva olmayı isterdim. Aç kalmasın, açıkta kalmasın isterdim hiç kimse. Evine bir ekmek götüremeyen babanın imdadına koşmak isterdim. Her çocuğun en güzel eğitimi ve öğretimi görme hakkının bir hak olduğunu, lütuf olmadığını kabul ettirmek isterdim. Bir paket makarnaya muhtaç kalınmasın, kimse güdülmeye kalkışılmasın isterdim. Faydalı projelere katkı vermek isterdim.
Say say bitiremem ki ben bunları. Eğer bu saydıklarımı gönlümce yapabiliyor yada yapılmasına istediğim ölçüde katkı sağlıyor olsaydım...Bunun cevabına da çok şükür yazsaydım ne güzel olurdu.
Öpüyorum.
Babam bize, hangi halde olursak olalım mutlaka ama mutlaka şükretmeyi öğretti. Çok şükür. Çorba kaynıyor, aç değiliz, açıkta da değiliz. Çocuklar eğitimlerine devam ediyor. Azami gayrette onlara da yetişebiliyoruz. Bi şeye ihtiyacım yok madden. Çok şükür.
Manen'e değmiyeydiniz iyiydi. Sürekli bir ihtiyaç halindeyim. Yetinmeye çalışıyor olsam da. Ama bu yönlü tüm ihtiyaçlarımın aslında, sevgi odaklı olduğunu görüyorum. Sevgisizlik insana özgü. Doğada başka bir canlıda böyle bir kusur yok. Dolayısıyla, sevgi dolu insanlar tanımak bu açlığımı yatıştırıyor. İhtiyacı olanlara istediğim ölçüde yardımcı olmak isterdim. Hayvanlar eziyet görmesin diye yaptırım gücüm olsun isterdim. Çocuk gelinler diye bir kavramı hiç duymuyor olmayı isterdim. Kadına, çocuğa, hayvana, ağaca şiddet uygulayanları hadım etmek, cımbızla etlerini çekmek isterdim. Hastalıkların bulunan ama gizlenen tedavilerini ortaya çıkarıp, dertlere deva olmayı isterdim. Aç kalmasın, açıkta kalmasın isterdim hiç kimse. Evine bir ekmek götüremeyen babanın imdadına koşmak isterdim. Her çocuğun en güzel eğitimi ve öğretimi görme hakkının bir hak olduğunu, lütuf olmadığını kabul ettirmek isterdim. Bir paket makarnaya muhtaç kalınmasın, kimse güdülmeye kalkışılmasın isterdim. Faydalı projelere katkı vermek isterdim.
Say say bitiremem ki ben bunları. Eğer bu saydıklarımı gönlümce yapabiliyor yada yapılmasına istediğim ölçüde katkı sağlıyor olsaydım...Bunun cevabına da çok şükür yazsaydım ne güzel olurdu.
Öpüyorum.
25 Şubat 2019 Pazartesi
Simbası, dikişi, yemeği filan
Büyük kızımcığımın Simba'sı bitti. Hiç benzememiş filan diyeni vururum. Döt kadar bi bulanık resim parçasından çalıştım ben onu, biliyon mu da? Beyaz tişörtlerinden birine monte edicem, getirirse eve.
Mutfakta niye pötikare bi perde olmasın ki diye aydınlandım cumartesi gecesi. Du bakalım, olur mu olmaz mı...
Çocuklar kahvaltıda Nirvana'ya ersinler hadi bakim dedim. Değirmen unuyla. Böyle olunca assssla yumuşacıklığını kaybetmez.
Fellah köftesi. Az acılı. (Ben de yemedim değil, bıktım diyetten ;(, gıdım ilerleme de yok zati) Kusura kalmasın.
Patlıcan paçası. Kuşbaşı etle, nohutla ve sumak ekşiyle. Birkaç yıldan beri sevdiğimiz bir çeşit oldu. Adını ben koydum. Yada duymuşluğum vardı da uydurdum mu bilmiyom.
Netflix macerasına başladık, vatan millet bunu bekliyodu zahir. Crown seyrediyorum iki gündür her fırsatta, soluksuz. Değil 2, ikibin tane kızım olsa birini gelin vermem o saraya, ocaaağ batmiyesiceler.
Öyle işte.
Mutfakta niye pötikare bi perde olmasın ki diye aydınlandım cumartesi gecesi. Du bakalım, olur mu olmaz mı...
Çocuklar kahvaltıda Nirvana'ya ersinler hadi bakim dedim. Değirmen unuyla. Böyle olunca assssla yumuşacıklığını kaybetmez.
Fellah köftesi. Az acılı. (Ben de yemedim değil, bıktım diyetten ;(, gıdım ilerleme de yok zati) Kusura kalmasın.
Patlıcan paçası. Kuşbaşı etle, nohutla ve sumak ekşiyle. Birkaç yıldan beri sevdiğimiz bir çeşit oldu. Adını ben koydum. Yada duymuşluğum vardı da uydurdum mu bilmiyom.
Netflix macerasına başladık, vatan millet bunu bekliyodu zahir. Crown seyrediyorum iki gündür her fırsatta, soluksuz. Değil 2, ikibin tane kızım olsa birini gelin vermem o saraya, ocaaağ batmiyesiceler.
Öyle işte.
Meydan Okuma 25.gün
Soru 25: Alfabe oyunu gibi düşün. A-Z ye sevdiğim şeyler listesi. A denince aklına ilk ne geldi mesela ? Böyle tüm alfabeyi hazırla bakalım.
A- Annem. Varlık sebebim, en güzel duam.
B- Babam. Arkamdaki dağ. Yanımdaki bağ.
C- Cartlak kebabı. Nam-ı diğer ciğer. Bayılırım.
Ç -Çocuklarım. Yaşama sevincim. Gururum.
D- Deniz. Bütün yükleri benden uzaklaştıran. Seyrine doyamadığım.
E- Elif'im. Canımdan ötem.
F- Frida. Hüzün soluyan kadın.
G- Gambille favası. Bi bakla türü. Sadece Bodrum'da gördüm. Enfestir.
H- Huzur. Amacım.
I- Ilık. Duygular.
İ- İncir. Çok sevdiğim.
J- Je taime.
K- Kızımcığımlarım. Aşklarım.
L- Lagos. Muhteşem balık. Enfes.
M-Mandalina. Bodrum. Kilin.
N-Nar. Bereket.
O- Oya. İçimi açıyorlar. Renk renk olursa hele.
Ö- Örgü.
P- Paris. Bi milyon defa daha gitmek istediğim.
R- Ruh. Huzuru çok önemli. Güzeli çok güzel.
S- Seyahat. Nasıl ihtiyacım var bi bilsen ;))
Ş- Şans. Gel kaçma gellll ;)
T- Tasavvuf. Huzurlu.
U- Uçurtma. Çocuk yanım.
Ü- Üniversite sınavı. Anlatmaya gerek yok ;))
V- Vatan. Allah birliğimizi bozmasın.
Y- Yemek. Herrr gün yaptığım.
Z- Zeynep'im. Canımdan ötem.
A- Annem. Varlık sebebim, en güzel duam.
B- Babam. Arkamdaki dağ. Yanımdaki bağ.
C- Cartlak kebabı. Nam-ı diğer ciğer. Bayılırım.
Ç -Çocuklarım. Yaşama sevincim. Gururum.
D- Deniz. Bütün yükleri benden uzaklaştıran. Seyrine doyamadığım.
E- Elif'im. Canımdan ötem.
F- Frida. Hüzün soluyan kadın.
G- Gambille favası. Bi bakla türü. Sadece Bodrum'da gördüm. Enfestir.
H- Huzur. Amacım.
I- Ilık. Duygular.
İ- İncir. Çok sevdiğim.
J- Je taime.
K- Kızımcığımlarım. Aşklarım.
L- Lagos. Muhteşem balık. Enfes.
M-Mandalina. Bodrum. Kilin.
N-Nar. Bereket.
O- Oya. İçimi açıyorlar. Renk renk olursa hele.
Ö- Örgü.
P- Paris. Bi milyon defa daha gitmek istediğim.
R- Ruh. Huzuru çok önemli. Güzeli çok güzel.
S- Seyahat. Nasıl ihtiyacım var bi bilsen ;))
Ş- Şans. Gel kaçma gellll ;)
T- Tasavvuf. Huzurlu.
U- Uçurtma. Çocuk yanım.
Ü- Üniversite sınavı. Anlatmaya gerek yok ;))
V- Vatan. Allah birliğimizi bozmasın.
Y- Yemek. Herrr gün yaptığım.
Z- Zeynep'im. Canımdan ötem.
Zormuş haaaa ;))
Meydan Okuma 24.gün
Dün çok işim vardı, kızımı uğurladık akşam, önce hazırlığı, yemeği vs, sonra yolculuk saatlerinin bendeki stresi derken elim hiç bişeye gitmedi, meydan okumaya bugün devam edicem. Affola ;)
Soru 24: "Farklı şehirlerdeyiz ya da aynı yerde bile olsak herkesin önerisi kendine özel olur eminim. Bulunduğun şehir ile ilgili öneri listesi şahane olur bence. Bir günüm var neler yapabilirim orada ? Nerede leziz bir şeyler yiyebilirim bir düşün bakalım ?"
Bir şehirde yaşamadığım için kendimi şanslı hissediyorum. Zaten bizim şehir (Muğla), kızlarını zengin kocalara vermiş fakir aile babası gibi. Bi numarası yok, hap kadar bi yer. Dolayısıyla ilçem Bodrum'dan bahsedeyim. Bodrum; her ne kadar ilk başta deniz, güneş ve gece hayatı kavramlarını çağrıştırsa da ben size farklı bir kaç yerini göstermeye çalışacağım. Bambaşka, öteki hayat da var burada. Bodrum antik bir kent olduğundan gerçekten çok ama pek çok yer var görecek. İnşaat kazılarında sürekli antik kentin kalıntılarına rastlanılıyorsa da, ülkemizde onların nasıl korunmaya alındığı(!) malum. Yazık hem de çoook yazık olan şeyler bunlar. Hatta, Bodrum Sanayi'sinin altında dünyanın en büyük hipodromu olduğu kanıtlandı ama tek bir tık yok gereği için. Bakanlık, "bakanlık bütçesinin 1 yıllığının tamamını sadece buraya ayırsak bile altından kalkamayız o işin" dedi. Öyle işte.
Bodrum Su Altı Arkeoloji Müzesi
(Bize gelen herkes gitti, ben hariç çoluk çocuk da gitti bi ben gidemedim de olsa) ;) Geçen yıldan beri de kale tadilatta olduğu için gidilemiyor. Ama mutlak görülmeli yerlerden. Online gezebilirsiniz şimdilik yine de.
Kral Mausolos’un Mezarı (Halikarnas Mozolesi)Halikarnes Mozalesi, dünyanın antik yedi harikasından birisidir. Böyle olunca insan tabi ki bi heves gitmek istiyor ama;
Halikarnes Mozalesi diğer bir adıyla Kral Mausollos’un Mezarı karısı, Kral’ın kızı ve kız kardeşi tarafından M.Ö. 353 – 340 yılları arasında yaptırılmıştır. Mezar Muğla / Bodrum‘un tarihi adı Halikarnas’ın Halikarnassos Antik Kentinde bulunmaktaydı. Mezarın toplam uzunluğu 45 metre idi. Mezari piramidi andıran katlı merdivenler şeklindeydi ve dört bir tarafında da farklı heykeltıraşlar tarafından yapılmış insan ve hayvan heykellerine sahipti. O döneme kadar sadece Tanrıların heykelleri yapılmıştı. Bu yapı, ilk kez diğer canlıların heykellerinin yapılması bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. 1402′de Saint Jean şövalyeleri Bodrum’a gelip anıtı ilk başta taş ocağı olarak kullanmış daha sonralarda anıtı sökerek Bodrum Kalesini yapmışlardır. Dolayısıyla, eskiden anıtın bulunduğu yerde şimdi pek bişey yok. Asıl kaidenin bir kısmının sınırlarını, bir bilenle giderseniz görebiliyorsunuz kısmen. Şimdilerde ise STK'lar Kültür Bakanlığı'na anıtın tekrar bi örneğini yapmak üzere çabalıyorlar. Şimdi göreceğiniz durum şu;
Aslında görmeniz gereken şuydu;
Pedasa Antik Kenti
Her ne kadar ortada görünecek bir şey olmasa da, ilgilenenler için söylemek gereklidir ki, ormanlarla kaplı bir alan içinde kurulmuştur Pedasa Antik Kenti. Gittiğim bir konferansta Kral Hekotomnos'un (Mavsolosun babası) kurduğu bir kent olduğunu öğrenmiştim. Kentin bulunduğu tepeye sadece yürüyerek ulaşabiliyorsunuz. Bugüne dek yapılan kazı çalışmalarında MÖ 2000’li yılardan Bizans dönemine kadar uzanan bir sürece ait kalıntı ve buluntulara rastlandı. Pedasa yolunun bir kısmından sonra özel mülk olduğu gerekçesiyle araç geçişine izin verilmiyor. Anadolu’nun Yunan öncesi halklarından olduğu düşünülen Lelegler, Truva Savaşı‘ndan sonra Halikarnassos(Bodrum) civarına yerleştikleri kabul ediliyor. Antik kent Bodrum Konacık'ta. Detaylı bilgi için Bodrum Belediyesi tarafından hazırlanan çok güzel bir bilgilendirmeyi şuradan okuyabilirsiniz.
Mumcular’a bağlı bu köyde insanlar günümüzde ‘halı dokuyarak’ geçimini sağlıyor. Üstelik kendi boyalarını imal ederek, kendi motiflerini çizerek yapıyorlar bu işi. Benim böyle bir halım var diye çok da seviniyorum zaman zaman ;)) Halıcılığın, aslıyla uygulandığı tek tük kalmış kıymetli yerlerinden biri. Köy halkı birkaç kahvaltı evi de açtı, bahar aylarında inanılmaz güzel oluyor. Her türlü köy yemeğini, onların kendi elinden, kendi dilinden, kendi sunumundan yemeniz mümkün. Benim en en en sevdiğim yerlerden biri. Emekli olunca kök boyamayı buradaki teyzelerden öğrenerek yapacağım hayali kuruyorum. Hepsi çok tatlı. Hemencecik açıyorlar evlerini gezdirmek için.
Soru 24: "Farklı şehirlerdeyiz ya da aynı yerde bile olsak herkesin önerisi kendine özel olur eminim. Bulunduğun şehir ile ilgili öneri listesi şahane olur bence. Bir günüm var neler yapabilirim orada ? Nerede leziz bir şeyler yiyebilirim bir düşün bakalım ?"
Bir şehirde yaşamadığım için kendimi şanslı hissediyorum. Zaten bizim şehir (Muğla), kızlarını zengin kocalara vermiş fakir aile babası gibi. Bi numarası yok, hap kadar bi yer. Dolayısıyla ilçem Bodrum'dan bahsedeyim. Bodrum; her ne kadar ilk başta deniz, güneş ve gece hayatı kavramlarını çağrıştırsa da ben size farklı bir kaç yerini göstermeye çalışacağım. Bambaşka, öteki hayat da var burada. Bodrum antik bir kent olduğundan gerçekten çok ama pek çok yer var görecek. İnşaat kazılarında sürekli antik kentin kalıntılarına rastlanılıyorsa da, ülkemizde onların nasıl korunmaya alındığı(!) malum. Yazık hem de çoook yazık olan şeyler bunlar. Hatta, Bodrum Sanayi'sinin altında dünyanın en büyük hipodromu olduğu kanıtlandı ama tek bir tık yok gereği için. Bakanlık, "bakanlık bütçesinin 1 yıllığının tamamını sadece buraya ayırsak bile altından kalkamayız o işin" dedi. Öyle işte.
Bodrum Su Altı Arkeoloji Müzesi
(Bize gelen herkes gitti, ben hariç çoluk çocuk da gitti bi ben gidemedim de olsa) ;) Geçen yıldan beri de kale tadilatta olduğu için gidilemiyor. Ama mutlak görülmeli yerlerden. Online gezebilirsiniz şimdilik yine de.
Kral Mausolos’un Mezarı (Halikarnas Mozolesi)Halikarnes Mozalesi, dünyanın antik yedi harikasından birisidir. Böyle olunca insan tabi ki bi heves gitmek istiyor ama;
Halikarnes Mozalesi diğer bir adıyla Kral Mausollos’un Mezarı karısı, Kral’ın kızı ve kız kardeşi tarafından M.Ö. 353 – 340 yılları arasında yaptırılmıştır. Mezar Muğla / Bodrum‘un tarihi adı Halikarnas’ın Halikarnassos Antik Kentinde bulunmaktaydı. Mezarın toplam uzunluğu 45 metre idi. Mezari piramidi andıran katlı merdivenler şeklindeydi ve dört bir tarafında da farklı heykeltıraşlar tarafından yapılmış insan ve hayvan heykellerine sahipti. O döneme kadar sadece Tanrıların heykelleri yapılmıştı. Bu yapı, ilk kez diğer canlıların heykellerinin yapılması bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. 1402′de Saint Jean şövalyeleri Bodrum’a gelip anıtı ilk başta taş ocağı olarak kullanmış daha sonralarda anıtı sökerek Bodrum Kalesini yapmışlardır. Dolayısıyla, eskiden anıtın bulunduğu yerde şimdi pek bişey yok. Asıl kaidenin bir kısmının sınırlarını, bir bilenle giderseniz görebiliyorsunuz kısmen. Şimdilerde ise STK'lar Kültür Bakanlığı'na anıtın tekrar bi örneğini yapmak üzere çabalıyorlar. Şimdi göreceğiniz durum şu;
Aslında görmeniz gereken şuydu;
Pedasa Antik Kenti
Her ne kadar ortada görünecek bir şey olmasa da, ilgilenenler için söylemek gereklidir ki, ormanlarla kaplı bir alan içinde kurulmuştur Pedasa Antik Kenti. Gittiğim bir konferansta Kral Hekotomnos'un (Mavsolosun babası) kurduğu bir kent olduğunu öğrenmiştim. Kentin bulunduğu tepeye sadece yürüyerek ulaşabiliyorsunuz. Bugüne dek yapılan kazı çalışmalarında MÖ 2000’li yılardan Bizans dönemine kadar uzanan bir sürece ait kalıntı ve buluntulara rastlandı. Pedasa yolunun bir kısmından sonra özel mülk olduğu gerekçesiyle araç geçişine izin verilmiyor. Anadolu’nun Yunan öncesi halklarından olduğu düşünülen Lelegler, Truva Savaşı‘ndan sonra Halikarnassos(Bodrum) civarına yerleştikleri kabul ediliyor. Antik kent Bodrum Konacık'ta. Detaylı bilgi için Bodrum Belediyesi tarafından hazırlanan çok güzel bir bilgilendirmeyi şuradan okuyabilirsiniz.
Mazıköy
Bodrum'un halen en bakir yeri. Köy halkının erkekleri balıkçılık kadınları ise halıcılıkla uğraşıyor. Hemen hemen her evde ünlü Milas halılarının dokunduğu tezgahlar mevcut, onun için birinci elden ve uygun fiyatla halı alabilmek mümkün. Halı için kullanılan yünler kazanlarda kök boyayla boyanıyor ve sonrasında her bir halı genç kızların el emeği göz nuruyla dokunuyor. Mazı ise eşsiz ve güzel uzun sahili, serin havası, salaş balık lokantaları, küçük aile pansiyonları, zeytin ve binlerce yaşlı anıt ağaçlarıyla tam bir saklı cennet. Burası saklı bir cennet, emin olun. Kargılı, Ilgın, Sedef, Feslikan, Akarca, Yalıkoyu, Çatal, Çamlık, Şeytan deresi ve ayrıca harabelerin bulunduğu Kisebükü, birbirinden enfes koylar, bu enfes koyların pırıl pırıl suyu ve bakir kumsallarında, mandalina, zeytin ağaçları ve mor zakkum çiçeklerinin gölgesinde denize girmenin tadına inanınki doyamıyorsunuz.
Etrim Köyü
Bodrum'da başka bir hayat var demiştim ya başta. Bunun gibi epeyce yer daha var. Bahar aylarında dağlar, tepeler ot fışkırır, Bodrum'lu kadınlar, erkekler toplar toplar yer. Harikulade bir beslenme alışkanlıkları var. Etin yüzüne bakan olmaz, ot varken, o derece.
Kısmet Lokantası var, Konacık'ta. Hayli pahalılaştı ama hakkıyla da yeniyor yöresel ev yemekleri.
Bir de Çeyrek Efe Lokantası var arkadaşlarımın açtığı. Bodrum'un yerlisi bir aile. Ve her şey ama her şey elleriyle hazırlanıyor. Otları bahçelerinden, tarlalarından. Bodrum merkezde, garaja çok yakın, kime sorsanız gösterirler.
Eee, epeyce uzattım. Geç kaldıysa bile bu yazı, bir miktar daha da özendim bunları hazırlarken.
Hepinizi bekleriz efenim.
23 Şubat 2019 Cumartesi
Meydan Okuma 23.gün
Soru 23: Neler Yapıyorum yazısı hazırlıyoruz. Maddeler için benim bir yazıma bakabilirsiniz. Örnek yazı linki için buraya bir tık.
Seviyorum / Loving : Baharın, ruhuma neşeler saçarak gümbür gümbür gelişini izlemeyi seviyorum. Bahçedeki ağaçların, bitkilerin çok neşeli bir halleri var şu anda. Doyamıyor insan bakmaya. Şu anda yağmur yağıyor mesela ve ben onun sesiyle evde olmayı çok seviyorum.
Yiyorum / Eating : Çavdar unuyla, el açma, otlu börek yaptım. Ne yalan söylim ay, tırtıkladım valla ucundan ucundan ;))
İçiyorum / Drinking : Kahveciyim ben. Sabah bi büyük fincan Türk kahvesi içtim. Şimdi de Nesgayfe içmek istiyom ;)
Hissediyorum / Feeling : Kızım geldi oleyyyy, beklemiyordum bu hafta, sürpriz oldu. Heyecanlanıyorum, mutluluk hissediyorum, iki kızımcığımın bıdır bıdır bitmeyen sohbetlerini dinlerken, onları seyrederken. Bunun, mutlulukların en büyüğü olduğunu hissediyorum, iliklerime kadar.
Yapıyorum / Making : Büyük kızımcığımın Simba aşkını körükleyeyim dedim bugün.
Düşünüyorum / Thinking : Simba'yı bitirip, onu kızımcığımın tişörtüne monte etmeyi düşünüyorum başka da bişiy düşünemiyor an itibarıyla.
Hayalini Kuruyorum / Dreaming : Güzel bir emeklilik hayal ediyorum. Sağlıklı olmayı ve el işlerimle ilgili bir takım fikirlerle ilgili hayaller kuruyorum kendi adıma. Yavrucuklarımın sağlık ve sıhhatle hayallerine kavuşmaları için yatıp kalkıp dua ediyorum.
Okuyorum / Reading : Saymaya utanırım yeminle. Bir sürü başlanmış, bitmemiş kitap var. Sadece yatmadan önce okuyabilir oldum, fırsat bulamıyorum diğer zamanlar. En son okumaya gayret ettiğim kitap Hallac.
Dinliyorum / Listening : Minyatür bi radyom var. Zırt pırt bozulsa da şu an Türk sanat müziği dinliyorum. Nazende sevgilim, yadıma geldin diye içli içli döktürüyor Nalan Altınörs.
İzliyorum / Watching : Kısmetse bugün Netflix üyeliği başlatıp dalıcaz o aleme. Dün en son İstanbul'lu gelin izledim.
Vazgeçemiyorum / I can't give up : (Bu maddeyi de ben ekledim) Sevmekten.
Seviyorum / Loving : Baharın, ruhuma neşeler saçarak gümbür gümbür gelişini izlemeyi seviyorum. Bahçedeki ağaçların, bitkilerin çok neşeli bir halleri var şu anda. Doyamıyor insan bakmaya. Şu anda yağmur yağıyor mesela ve ben onun sesiyle evde olmayı çok seviyorum.
Yiyorum / Eating : Çavdar unuyla, el açma, otlu börek yaptım. Ne yalan söylim ay, tırtıkladım valla ucundan ucundan ;))
İçiyorum / Drinking : Kahveciyim ben. Sabah bi büyük fincan Türk kahvesi içtim. Şimdi de Nesgayfe içmek istiyom ;)
Hissediyorum / Feeling : Kızım geldi oleyyyy, beklemiyordum bu hafta, sürpriz oldu. Heyecanlanıyorum, mutluluk hissediyorum, iki kızımcığımın bıdır bıdır bitmeyen sohbetlerini dinlerken, onları seyrederken. Bunun, mutlulukların en büyüğü olduğunu hissediyorum, iliklerime kadar.
Yapıyorum / Making : Büyük kızımcığımın Simba aşkını körükleyeyim dedim bugün.
Düşünüyorum / Thinking : Simba'yı bitirip, onu kızımcığımın tişörtüne monte etmeyi düşünüyorum başka da bişiy düşünemiyor an itibarıyla.
Hayalini Kuruyorum / Dreaming : Güzel bir emeklilik hayal ediyorum. Sağlıklı olmayı ve el işlerimle ilgili bir takım fikirlerle ilgili hayaller kuruyorum kendi adıma. Yavrucuklarımın sağlık ve sıhhatle hayallerine kavuşmaları için yatıp kalkıp dua ediyorum.
Okuyorum / Reading : Saymaya utanırım yeminle. Bir sürü başlanmış, bitmemiş kitap var. Sadece yatmadan önce okuyabilir oldum, fırsat bulamıyorum diğer zamanlar. En son okumaya gayret ettiğim kitap Hallac.
Dinliyorum / Listening : Minyatür bi radyom var. Zırt pırt bozulsa da şu an Türk sanat müziği dinliyorum. Nazende sevgilim, yadıma geldin diye içli içli döktürüyor Nalan Altınörs.
İzliyorum / Watching : Kısmetse bugün Netflix üyeliği başlatıp dalıcaz o aleme. Dün en son İstanbul'lu gelin izledim.
Vazgeçemiyorum / I can't give up : (Bu maddeyi de ben ekledim) Sevmekten.
Hafta sonları nadir yazarım, yazmam hatta genellikle. Fekat bu şalanjın görev bilinciyle oturdum yazdım, kalktım resim çektim geldim valla bahçede ıslak ıslak. O kadar da çabalıyom yani ;)))
Hadi öperim.
22 Şubat 2019 Cuma
Meydan Okuma 22.gün
Soru 22: İnanıyorum bu yazı faydalı olacak, bildiğin şeyler hakkında ipucu verebilirsin. Ne bileyim mutfak ipuçları ya da fotoğraf ile ilgili ya da şu an hiç aklıma gelmeyen bir şeyle ilgili.. İpuçları hayati önem taşırlar, içlerinde deneyim barındırırlar..
Aslında, ipuçlarına bayılırım. Çocuk eğitimi üzerine accık parçalayayım o zaman.
İpucu sayılır mı bilmem ama; eğer çocuğunuz varsa, mutluluk ve fayda garantili önerilerim olabilir.
Okul çağına başladıklarından itibaren, kızımcığımların ortaya bıraktıkları defterleri bir kaç dakikalığına alıverip, bir kaç değişik sayfaya kısa kısa onları çok sevdiğimi hissettirecek cümleler yazıyorum. Ummadıkları bir zamanda görürler ve çok sevinirler her defasında. Ödül, mutlaka sıkı sıkı sarılmalı öpücüktür. Halen de devam ediyorum. Bu minik notların yarattığı büyü, bazen saatlerce konuşmanın bile çok çok ötesindedir. Denemenizi tavsiye ederim.
Eğer okuldan veya dışarıdan gergin geldiyseler ve sessizlik var ise, asla soru yağmuruna tutmam. Sıradaki öğün yada öğün arası neyse onlara neşeli bir tabak hazırlarım. Gevşerler, gülümsemeye başlarlar ve bir süre sonra da kendiliklerinden pıtır pıtır anlatıyor olurlar. Eh bundan sonrası çorap söküğü gibi gelir, düğümler çözülür, sıkıntı biter.
Sevmedikleri şeyleri yemeye asla zorlamam. Ama bu onları yedirmeyeceğim anlamına gelmez. ;)) Yumurta yemezlerdi bi zaman, oysa bol yumurtalı pandispanyaları, makarnaları az yemediler bayıla bayıla, haberleri bile olmadı. Kırmızı et yemeyecem diye tutturdu büyük kızım bi zaman, zerre yağsız dana kıymaları bulgurla yoğurup, elvan çeşit yöresel yemekler yaptım, fazlasıyla tamamladım o yönü, ruhu bile duymadı. Sebzeye antipatik davrandılarsa, minnak minnak doğrayıp börek yaptıklarım, çorbalara atıp rondodan geçirdiklerim, kerevizi portakalla filan patates diye yutturduklarım, köyden gelen süte tavır takınıp bazen yemedikleri yoğurtla yapılıp, hazır ayran şişelerine doldurulan ;)) ayranların, ıspanak yemezlerse madem, "fıstıklı bu" diye hazırladığım keklerin, teeee ne zamana kadar farkına varmadılar. Vardıklarında ise artık onlar için çok geçti çünkü hepsi de artık alıştıkları ve istedikleri olmuştu ;)) Küçük yaşlarında çok iştahsız dönemleri oldu. Koca bir sokağın çocuklarını her gün eve toplardım, hiç yemeyeceklerini tahmin ettiğim şeyleri bile topluca siler süpürürlerdi. Ne günlerdi ama ;))
El işlerine yatkın olsunlar istedim hep. Ama onlara da hak vermek lazım, ya yoğundu çocuklar ya da dinlenmeyi dibine kadar hak ediyorlardı. Bir gün -sanırım 12 yaşında filandı-, büyük kızımcığıma "haraşo örgüyü çok sevdiğimi ama çok zorlandığımı, daha kolay bi yolu olması gerektiğini düşündüğümü" söylemiştim. Aradan bir kaç gün geçti ve bana "bak anne, bu senin ördüğünden daha kolay di mi?" diye oturdu yanıma ve bana hakkaten benim stilden daha kolay bi yol öğretti. Nerden ve nasıl öğrendi tam olarak hatırlamıyoruz hatta. Şu anda ne zaman örgü ördüğümü görse "annne ben öğretmiştim sana di mi?" demeden, "evvet can kızım" dememi duymadan yapamaz. Derken derken zaman yaratıp, haraşo birkaç lif ördü. Üstüne geçen yıl patchwork battaniyeye epeyce motif ördü. Hatta o battaniyeye başlamamızı ve yardımlaşarak örmemizi kendisi teklif etmişti. "Benim ördüklerim seninki kadar düzgün olmuyor, yine de ekleyecek misin? dedi bigün. "Elbette, hem de bayılarak, uzun yıllar sonra ne güzel bir anı olacak bu sana ve bize" dediğimde gözlerindeki mutluluğu hakikaten kelimelere bile dökemem. Yani; asıl noktanın, "onun size olduğu kadar sizin de ona ihtiyacınızın olduğunu, sizin de ondan bir şeyler öğrenmeye istekli ve ona güveniyor olduğunuzu hissettirmek" olduğunu bir kez daha yakalamıştım bu tecrübeyle.Onun muntazam görmediği motiflerin ne muazzam bir şeye dönüştüğünü görmek yine çok etkileyiciydi benim için. Örgü vs şart değil, pek çok noktada bu yöntem her zaman çok işe yaradı/yarıyor. Sizin de ona ihtiyacınız var, bunu açık yüreklilikle hisettirin derim.
Banka kartlarımı verdim, "şunlar şunlar şunlar düzenli ödenecekler, geri kalanla da bu ay bütçemizi sen idare et" dedim mesela. Öyle çok faydasını gördüm ki, inanamazsınız. Geçen sene, bi gün "eve gelirken şu marketten nohut al gel kızım" dedim. Tamam dedi, dönüşte bi ısrarla beni arıyor, "n'oldu kızım hayırdır?" dedim, "annneeee bu adam nohutun kilosunun 17 lira olduğunu söylüyo, 17 liraya nohut mu olur ya, beni mi kazıklıyo yoksaaaa?" dedi. Gülmekten yarıldım derler ya hah ben o vaziyet "e ne sanıyodun, al gel sen" dedim zorla aldı. "Bi nohuta 17 lira vereceksem koca 1 ay ben bu evi nasıl idare edicem yaaaa"lardan tut, "yemeklere daha az nohut koy ya anne bu ay"dan çık, vermediği öneri kalmadı. Eskiden tabağın bi tarafına ittirdikleri nohutları da bi afiyetle yer oldu hiç sormayın ;)) Şimdi üniversite tahsilinde görüyorum ki bütçesini çok iyi yapabiliyor, mantıksız harcamalardan uzaklaşıp öncelikle ihtiyaç olana odaklanmış durumda ve en önemlisi bunu iyi beceriyor olmaktan çok mutlu. Özellikle nohut fiyatlarını yakından takip eder ;)) Marka marka biliyor valla ;)) Şimdi aynı şeyi küçüğümle de yapıyoruz. Güvenin, görev verin, sorumluluk almalarını sağlayın derim ben.
Daha neler neler var. Hatta kendilerine henüz itiraf etmediklerim ;)) Ben de sizleri okuyup, işimize yarayan şeyleri öğrenmekten büyük mutluluk duyacağım. E hadi o zaman, ben size gelicem müsaitseniz...
Aslında, ipuçlarına bayılırım. Çocuk eğitimi üzerine accık parçalayayım o zaman.
İpucu sayılır mı bilmem ama; eğer çocuğunuz varsa, mutluluk ve fayda garantili önerilerim olabilir.
Okul çağına başladıklarından itibaren, kızımcığımların ortaya bıraktıkları defterleri bir kaç dakikalığına alıverip, bir kaç değişik sayfaya kısa kısa onları çok sevdiğimi hissettirecek cümleler yazıyorum. Ummadıkları bir zamanda görürler ve çok sevinirler her defasında. Ödül, mutlaka sıkı sıkı sarılmalı öpücüktür. Halen de devam ediyorum. Bu minik notların yarattığı büyü, bazen saatlerce konuşmanın bile çok çok ötesindedir. Denemenizi tavsiye ederim.
Eğer okuldan veya dışarıdan gergin geldiyseler ve sessizlik var ise, asla soru yağmuruna tutmam. Sıradaki öğün yada öğün arası neyse onlara neşeli bir tabak hazırlarım. Gevşerler, gülümsemeye başlarlar ve bir süre sonra da kendiliklerinden pıtır pıtır anlatıyor olurlar. Eh bundan sonrası çorap söküğü gibi gelir, düğümler çözülür, sıkıntı biter.
Sevmedikleri şeyleri yemeye asla zorlamam. Ama bu onları yedirmeyeceğim anlamına gelmez. ;)) Yumurta yemezlerdi bi zaman, oysa bol yumurtalı pandispanyaları, makarnaları az yemediler bayıla bayıla, haberleri bile olmadı. Kırmızı et yemeyecem diye tutturdu büyük kızım bi zaman, zerre yağsız dana kıymaları bulgurla yoğurup, elvan çeşit yöresel yemekler yaptım, fazlasıyla tamamladım o yönü, ruhu bile duymadı. Sebzeye antipatik davrandılarsa, minnak minnak doğrayıp börek yaptıklarım, çorbalara atıp rondodan geçirdiklerim, kerevizi portakalla filan patates diye yutturduklarım, köyden gelen süte tavır takınıp bazen yemedikleri yoğurtla yapılıp, hazır ayran şişelerine doldurulan ;)) ayranların, ıspanak yemezlerse madem, "fıstıklı bu" diye hazırladığım keklerin, teeee ne zamana kadar farkına varmadılar. Vardıklarında ise artık onlar için çok geçti çünkü hepsi de artık alıştıkları ve istedikleri olmuştu ;)) Küçük yaşlarında çok iştahsız dönemleri oldu. Koca bir sokağın çocuklarını her gün eve toplardım, hiç yemeyeceklerini tahmin ettiğim şeyleri bile topluca siler süpürürlerdi. Ne günlerdi ama ;))
El işlerine yatkın olsunlar istedim hep. Ama onlara da hak vermek lazım, ya yoğundu çocuklar ya da dinlenmeyi dibine kadar hak ediyorlardı. Bir gün -sanırım 12 yaşında filandı-, büyük kızımcığıma "haraşo örgüyü çok sevdiğimi ama çok zorlandığımı, daha kolay bi yolu olması gerektiğini düşündüğümü" söylemiştim. Aradan bir kaç gün geçti ve bana "bak anne, bu senin ördüğünden daha kolay di mi?" diye oturdu yanıma ve bana hakkaten benim stilden daha kolay bi yol öğretti. Nerden ve nasıl öğrendi tam olarak hatırlamıyoruz hatta. Şu anda ne zaman örgü ördüğümü görse "annne ben öğretmiştim sana di mi?" demeden, "evvet can kızım" dememi duymadan yapamaz. Derken derken zaman yaratıp, haraşo birkaç lif ördü. Üstüne geçen yıl patchwork battaniyeye epeyce motif ördü. Hatta o battaniyeye başlamamızı ve yardımlaşarak örmemizi kendisi teklif etmişti. "Benim ördüklerim seninki kadar düzgün olmuyor, yine de ekleyecek misin? dedi bigün. "Elbette, hem de bayılarak, uzun yıllar sonra ne güzel bir anı olacak bu sana ve bize" dediğimde gözlerindeki mutluluğu hakikaten kelimelere bile dökemem. Yani; asıl noktanın, "onun size olduğu kadar sizin de ona ihtiyacınızın olduğunu, sizin de ondan bir şeyler öğrenmeye istekli ve ona güveniyor olduğunuzu hissettirmek" olduğunu bir kez daha yakalamıştım bu tecrübeyle.Onun muntazam görmediği motiflerin ne muazzam bir şeye dönüştüğünü görmek yine çok etkileyiciydi benim için. Örgü vs şart değil, pek çok noktada bu yöntem her zaman çok işe yaradı/yarıyor. Sizin de ona ihtiyacınız var, bunu açık yüreklilikle hisettirin derim.
Banka kartlarımı verdim, "şunlar şunlar şunlar düzenli ödenecekler, geri kalanla da bu ay bütçemizi sen idare et" dedim mesela. Öyle çok faydasını gördüm ki, inanamazsınız. Geçen sene, bi gün "eve gelirken şu marketten nohut al gel kızım" dedim. Tamam dedi, dönüşte bi ısrarla beni arıyor, "n'oldu kızım hayırdır?" dedim, "annneeee bu adam nohutun kilosunun 17 lira olduğunu söylüyo, 17 liraya nohut mu olur ya, beni mi kazıklıyo yoksaaaa?" dedi. Gülmekten yarıldım derler ya hah ben o vaziyet "e ne sanıyodun, al gel sen" dedim zorla aldı. "Bi nohuta 17 lira vereceksem koca 1 ay ben bu evi nasıl idare edicem yaaaa"lardan tut, "yemeklere daha az nohut koy ya anne bu ay"dan çık, vermediği öneri kalmadı. Eskiden tabağın bi tarafına ittirdikleri nohutları da bi afiyetle yer oldu hiç sormayın ;)) Şimdi üniversite tahsilinde görüyorum ki bütçesini çok iyi yapabiliyor, mantıksız harcamalardan uzaklaşıp öncelikle ihtiyaç olana odaklanmış durumda ve en önemlisi bunu iyi beceriyor olmaktan çok mutlu. Özellikle nohut fiyatlarını yakından takip eder ;)) Marka marka biliyor valla ;)) Şimdi aynı şeyi küçüğümle de yapıyoruz. Güvenin, görev verin, sorumluluk almalarını sağlayın derim ben.
Daha neler neler var. Hatta kendilerine henüz itiraf etmediklerim ;)) Ben de sizleri okuyup, işimize yarayan şeyleri öğrenmekten büyük mutluluk duyacağım. E hadi o zaman, ben size gelicem müsaitseniz...
21 Şubat 2019 Perşembe
Meydan Okuma 21.gün
Soru 21: Herhangi bir konuda eleştiri hazırlayabilirsin, telefon uygulaması, kitap müzik ya da restoran ne istersen sana kalmış.
"Eleştirinin, kötünün yanında iyi yanları da ortaya çıkarma sanatı olduğunu biliyor olsam da, ben de ilk çağrıştırdığı şey "tenkit" ile eşleştiğinden, konuyu bu tarafıyla ele alacağım Sevgili Okurlarım. İyi yanları belirtmenin eleştiriden çok "yorum"'a uyduğunu düşünürüm. Ayrıca; Namık Kemal'i bu anlamda da saygıyla andığımı belirtmeden geçmeyeyim." gibi salon kadını çizgisinde de laf üretebildiğimi de yazdıysam, gelelim sadete. ;))
Şöyle yazasım var;
Valla hiiiç kusura bakmayın. Maymun gözünü açtı. Yaşayarak öğrendiğim en temel formül, bu soru için şakkadanak geçerli, hatta Einstein de hiç kusura bakmasın.
Ben neyi eleştirdiysem ki bunun başında en çok annem geliyor, daha fazlasını ben yapar oldum. İş yerimde bi arkadaşım vardı -ki halen de var- , ille şalı, bel için koltuğa geçirilen sırt yastığı, çekmecesinde her türlü bitki çayı -iş yerimiz temin etmiyor içecekleri-, ilaç, krem, ruj, küpe, kolye, ve daha aklıma gelmeyen her türlü şey, çok eleştirirdim, "mübarek ofisi ev zannediyorsun, bu ne ya böyle?" diye az laf etmişliğim yoktur. Aradan sadece 5 sene geçti, şimdi çerçeve hariç hepsi bende de var. Kınadığım, eleştirdiğim ne varsa, başıma gelmeden, yapmadan ölmeyeceğim fikrine çok ama çok inanıyorum. O yüzden epeydir hiç bir konu yada hiç bir kimse için eleştiri yapmıyorum. En fazla "öyle değil de, şöyle mi olsaydı?", "peki öyle değil de şöyle yapmamız halinde ne değişirdi?", Bak şöyle de bir tarafı var ama" vs gibi düşünceler ve sorularla döndürebilirsem eleştireceğim şeyi değiştirmeye çalışıyorum ama artık geç bir noktada ise de eskisi gibi çatır çatır konuşmuyorum. Haa eğer ben onları ikna edecekken, onlar beni ikna ederse de, koyuyorum şapkamı önüme, "evet, haklısınız" da diyorum aslanlar gibi. Böylesi hem kendim hem de karşımdakiler için de daha sağlıklı oldu her bakımdan. İnanıyorum ki her fikir, karşıtlığıyla vücut bulmuştur ve inanıyorum ki bana yanlış gelen, başka birilerinin doğrusudur. Hoş zaten en dibinde doğru yada yanlış kime ve neye göre belirlenmiştir, o da bambaşka derin mevzu.
...der, kaçarım.
"Eleştirinin, kötünün yanında iyi yanları da ortaya çıkarma sanatı olduğunu biliyor olsam da, ben de ilk çağrıştırdığı şey "tenkit" ile eşleştiğinden, konuyu bu tarafıyla ele alacağım Sevgili Okurlarım. İyi yanları belirtmenin eleştiriden çok "yorum"'a uyduğunu düşünürüm. Ayrıca; Namık Kemal'i bu anlamda da saygıyla andığımı belirtmeden geçmeyeyim." gibi salon kadını çizgisinde de laf üretebildiğimi de yazdıysam, gelelim sadete. ;))
Şöyle yazasım var;
Valla hiiiç kusura bakmayın. Maymun gözünü açtı. Yaşayarak öğrendiğim en temel formül, bu soru için şakkadanak geçerli, hatta Einstein de hiç kusura bakmasın.
Eden=Bulur
"Ne alâka len?" deme. Oku bak.
...der, kaçarım.
20 Şubat 2019 Çarşamba
Ne yok ki yazısı ;))
Ya bak, her gün yemek aramaktan bitap düşen benceğzime bi demiyosunuz ki "kızzzz taze bakla çıktııııı" Dün bütün gün kara kara düşünürken, iş çıkışı manavımıza uğradım da ayyyy bi baktım bakla. Valla bak ilk tepkim "niye bana kimse bakla çıktı demiyo ya?" oldu, ikincisi de manavımız Süleyman'ı fırçalamak, "niye haber vermiyon ki, arasaydın a" diyerek. Zeynep kızımcığım ba yı lır baklaya anası gibi. Aldım hemen bi koşu ever gittim, derhal temizleyip attım ocağa. Yalnız yaparken fotoğraf çektim de (yeni merakım bu oldu ya gari), yerkenini çekmemişim. ;))
Bu bakla sebzesi ille de ilk çıktığında pek bi güzel olur, sizce de öyle di mi? Ben bi zaman, bakla yemeyi ne kadar abarttıysam zehirlenmiştim biliyo musunuz? ;)) O kaaa yani kendisine sevgim ;)) Şimdi accık tırsıyom ama yine de bi iki kişilik porsiyon yerim bi oturuşta. Hem diyetik de, ne var yani, açız hep ;))
Hadi dedim, şu teee ne zaman (Eyül heralde) kurduğum, gari ikinci anaları da oluşmaya başlayan üzüm sirkelerimi süzeyim, şişeleyeyim.
Etiketledim. Ne zaman kurdum, ne zaman süzdüm sonra gerek oluyo ;)) Hadi dolaba yerleştireyim dedim, bi baktım bi önceki elma sirkelerim şişelerinde yarı beline kadar bi daha analanmışlar. Daha önce hiç böyle bişiy görmemiştim doğrusu. Çok şaşırdım. Normal şartlarda gayet iyi bir haber. İçinde canıl organizmalar coşmuş ve antimikrobiyal özelliği kat be kat artmış durumda demek ama böyle de olunca kullanacak kısım azalıyor herhalde.
Birer fiske tuz attım şişelere. Fermentasyonu durdurmak, analanmayı nispî olarak önlemek için. Bakalım bakalım zaman içinde ne olacaklar.
Az buz iş değil bilirsiniz, süz Allah süz, süz Allah süz, kaç saat uğraştım valla.
Dün öğle arası yoğurduğum, akşama kadar iyice mayalanmış ekşi ekmeğimizi de attım fırına, bu ekmek mübareğinin, o evi saatlerce dolduran kokusuna her seferinde aşık olunur mu, olunur valla billa.
Kızımcığım dün bahsettiğim ipleri değiştirmiş ama renk sıkıntısı varmış, en yakınlarını almış gibi ama aslı böyle değildi. Biraz bu kararsızlıktan, biraz da sirke şişelemece yorgunluğundan takatim kalmadı başlayamadım işe. Bugün bakalım ne düşünecem ;)) Bu ip işiyle yakından ilgilenen kızımcığım için kolay tatlısını yapıverdik. Meyve ve nutella seven bıcırıklarınız varsa pek bi pratik. İncecik yufka ekmeğe soldurun herşeyi, tako gibi sarın bitsin. Sevmeyen birine hiç rastlamadım;))
Kızımcığım ders arası verip aşağı indiğinde kucağına derhal yerleşen Mualla iki dakkada uyuyakaldı iyi mi? Uyanır bu şimdi, hele biraz uyusun diyen yavrucuğum fazladan bi yarım saat daha oturmak zorunda kaldı, sevgili Mualla için. Geçenlerde bahsetmiştim. Mualla hasta aslında halâ. Veterinerimiz 2.tedaviyi uyguluyor, hepimizin gözü üzerinde, pek bi şımartır olduk.
Bu arada, hepimiz alerjiğiz ve bizim evde kedi var diye her fırsatta söylenen abiciğimler, yeğenciğimin -çaktırmadan hala destekli- ;)) ısrarına dayanamayaraktan, dün evlerine Scottish bi kedi aldılar. Bütün akşam yazıştık durduk. Hepsini mest etmiş. Adı da Snow olmuş. Ne mutlu oldum var ya. Bir can daha güvende artık.
Çenemi toparlayıp gidiyom.
Öptüm bay ;))
Bu bakla sebzesi ille de ilk çıktığında pek bi güzel olur, sizce de öyle di mi? Ben bi zaman, bakla yemeyi ne kadar abarttıysam zehirlenmiştim biliyo musunuz? ;)) O kaaa yani kendisine sevgim ;)) Şimdi accık tırsıyom ama yine de bi iki kişilik porsiyon yerim bi oturuşta. Hem diyetik de, ne var yani, açız hep ;))
Hadi dedim, şu teee ne zaman (Eyül heralde) kurduğum, gari ikinci anaları da oluşmaya başlayan üzüm sirkelerimi süzeyim, şişeleyeyim.
| Bak ama nası güzel çekmişim fotoğrafı yine de mi? ;)) |
Az buz iş değil bilirsiniz, süz Allah süz, süz Allah süz, kaç saat uğraştım valla.
Dün öğle arası yoğurduğum, akşama kadar iyice mayalanmış ekşi ekmeğimizi de attım fırına, bu ekmek mübareğinin, o evi saatlerce dolduran kokusuna her seferinde aşık olunur mu, olunur valla billa.
Kızımcığım dün bahsettiğim ipleri değiştirmiş ama renk sıkıntısı varmış, en yakınlarını almış gibi ama aslı böyle değildi. Biraz bu kararsızlıktan, biraz da sirke şişelemece yorgunluğundan takatim kalmadı başlayamadım işe. Bugün bakalım ne düşünecem ;)) Bu ip işiyle yakından ilgilenen kızımcığım için kolay tatlısını yapıverdik. Meyve ve nutella seven bıcırıklarınız varsa pek bi pratik. İncecik yufka ekmeğe soldurun herşeyi, tako gibi sarın bitsin. Sevmeyen birine hiç rastlamadım;))
Kızımcığım ders arası verip aşağı indiğinde kucağına derhal yerleşen Mualla iki dakkada uyuyakaldı iyi mi? Uyanır bu şimdi, hele biraz uyusun diyen yavrucuğum fazladan bi yarım saat daha oturmak zorunda kaldı, sevgili Mualla için. Geçenlerde bahsetmiştim. Mualla hasta aslında halâ. Veterinerimiz 2.tedaviyi uyguluyor, hepimizin gözü üzerinde, pek bi şımartır olduk.
Bu arada, hepimiz alerjiğiz ve bizim evde kedi var diye her fırsatta söylenen abiciğimler, yeğenciğimin -çaktırmadan hala destekli- ;)) ısrarına dayanamayaraktan, dün evlerine Scottish bi kedi aldılar. Bütün akşam yazıştık durduk. Hepsini mest etmiş. Adı da Snow olmuş. Ne mutlu oldum var ya. Bir can daha güvende artık.
Çenemi toparlayıp gidiyom.
Öptüm bay ;))
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

































