30 Mayıs 2018 Çarşamba

sadece

Aslında çok bir şeyim yok yazacak...
Şimdilerde sadece...
Boyuyor, boyuyorum, boyuyoruz...
Atamadıklarımı...
Güzelleşsin dediklerimi...
Gerekli mi?
Yooo diil...
Önemli mi?
Yooo hiç sanmıyorum...
Farkeder mi?
Yoo etmez...
Yine de boyuyor, boyuyorum, boyuyoruz...
Keçeyi suya atmışım da, çıkan yerini taşlıyorum gibi işte...


29 Mayıs 2018 Salı

zor günler...

Zor günler...
Yaşaması da zordu, yazması da zormuş.
13 gün önce, aniden kaimpederimi kaybettik... Safra kesesi ameliyatı olmak üzere hastanede yatarken, beklenmedik şekilde...
Nur içinde uyusun demekten başkada bir şey gelmedi elimizden, öyle işte...

Gittik, döndük, gittik döndük derken fark ediyorum ki, yorulmuş ruhumuz... Hala hazmetmek gibi bir uğraş veriyoruz ailecek...

Bu zor günlerde, boyalar, eskileri yenilemeler, çiçekler ve bahçeyle uğraşmak en çok yaptığımız şey...
Boyayacak bir şey kalmadı dediğimizde balkonun duvarlarına saldırdık...
Renklerin terapisine güveniyorum...
Bu kadar...





16 Mayıs 2018 Çarşamba

Dolma, ekşili çorba, kurabiye ve tabi ki ekmek

Hayırlı Ramazanlar önce...
Umarım açlıkla ve susuzlukla iyice depreşen agresifliklerin her birinden bucak bucak uzak bir ay geçiririz.
Birkaç gündür, hazır Ramazan ayı diye hazırlamak istiyordum bu gönderiyi. Kızımcığımla başbaşaydık, kabak dolması ve yaprak sarması yaptım önce bi gün...


Ertesi gün ise; tıpkı annemden gördüğüm ve öğrendiğim üzere ekşili çorba...
Bizim oralarda, bir gün önce, dolma/sarma yaptıysan, suyunu süzüp, çöpe atmazsın...Ertesi güne ekşili çorba için bulunmaz fırsattır o halis mulis zeytinyağlı su...
Mercimekle dövmeyi(yarma) pişirir, soğanını, ince kıyılmış sarımsağını eksik etmez, şimdi tam da mevsimi olan hıyır hıyır ince doğranmış soğukluk(semizotu) da ilave edersin, o da pişince, sonra o hatırlı suyu ilave edip, sumak ekşi ağdasını katarsın(bulamazsan limon suyu da işe yarar bi miktar), üstüne de tereyağlı nane-biber yakarsın; tek başına bir öğün, müthiş besleyici ve keyifli çorbanı yaparsın böylece...
(Öpönemli notlar; mercimekli dövme karışımını çok iyi şekilde ovalayarak birkaç su yıkamak ve süzdüğün bu karışımı eğer vakit varsa biraz ılık suda bekletmek ve sonra iyi soğuk suya(kireçsiz)koyarak pişirmek, pişme süresini çok kısaltır. Mercimek ocağa sıcak ve kireçli su ile pişmeyi hiç sevmez, tüpün başını yer de gene de pişmez...)



Büyük kızımcığım da minik minik tereyağlı-tarçınlı kurabiyeler yaptı çayın yanına... Öyle güzel oldu ki anlatamam. Burada İmge Kitabevi'nin okuma bölümünde çayın yanında bu enfes kurabiyeciklerden veriyorlar ve kızımcığım bayılıyordu, uygun olduğunu düşündüğü bir tarif uyguladı.


Kurabiyelerin bir bölümünü arkadaşlarına götürdü, sık yapmadığı bir şey olduğu için de başta beni olmak üzere hepimizi mutlu etti. Bizde kurabiye işi genellikle küçük kızımcığımdan sorulurdu şimdiye dek, bakalım devamı gelir mi ;))

Önceden yaptığım sıcak otolizden farklı olarak bu kez de soğuk otolizle (48 saat buzdolabında mayalayarak) ekmek yapmaya başladım... Ne fark oluyor henüz net bişey söyleyemiyorum, biraz daha tetkik etmem lazım ;))



Kaçtım ben...




















14 Mayıs 2018 Pazartesi

Kutlama!!!

Tüm annelerin,
Ama en çok da, bir şekilde doğuramamış ama içinde -o duyguyu- taşımış olanların...
Anneler günü kutlu olsun...






9 Mayıs 2018 Çarşamba

Hara

Sabah alarmı duydum ama kalkamadım, bi beş saniye daha diye düşünmüştüm, trinnnkkk onaltı dakika... Alelacele kalktım, rutin siyahlarımı giydim, yüzüme güneş faktörlü kremini sürdüm, koşturarak çıktım evden, arabaya bindim, otomati kapı açılsın diye beklerken, radyoya dokundum....
"Nasıl güzel bir sürpriz hazırlamışsın hayat yaaaaa" diye baygınlık geçirecektim... Şarkıya başlatmak için benim hazır olmamı bile bekletmişti çünkü...Bana böyle şeylerle gel hayat... ;))



Adama zaten hastayım diycem olmeycek ;))
Şarkı söylerken o nasıl bir ifadedir kardeşim? O ses nasıl bi öyle insanın içini delerek titreşir? Nasıl mimiklerdir o ufak ufak yaptığın? Ve daha bir sürü şey sorabilirim...
Bu yaz ahdım olsun, kimsecikleri takmadan nereye gelse oraya gidicem... Hatta bir gün sadece bana şarkı söylesin diye bir planım bile var ;)) Hadi bakalım evren... Sen çalış bundan sonra...
Gelir gelmez açtım, halen dinliyorum, bugün, yarın, öbür gün gene dadandım demektir....
Bugün de büle blogcum, emin ol ne dün yaptırdığım pideler, ne yoğurt, ne temizlik yok yok hiç biri bundan daha önemli değildi... ;))

8 Mayıs 2018 Salı

Kutsal bamya, Hıdrellez, Dimitri ve tabisi ekmek...

Hayat işte...
Asla "asla" dememelisin derlerdideee....
Eeee nerden nereye...
Ciddiye bağlama sakın, öyle hayat dersi vermek yada ciddi bir sloganla yaşamını alt-üst etmek gibi olağanüstü bi gayretim yok, konuyla ilgili.. 
Konu, kutsal bamyalarım ;))
Hayatımın en az 2/3'sinde kendisi nerde karşıma çıksa yolumu değiştirdim. O varsa bi yerde,ben oraya gitmedim, es kaza yakalandıysam da, -ilginç bi şekilde duyduğumu aslında hiç kokmadığını- iddia edenlere inat odalara kapanıp saatlerce kendisine lanetler yağdırdığım bamyalar...
Mum oldum size, mum ;)) Tohum halinden tut, yemeğine, kurusundan tut, suyuna kadar canım çekiyor...
Mutfak penceremin önünde, tohumdan cana dönüşlerini izlemiştim...


Sonra boylanmalarını beklemiştim...


Hafta sonu, bostanda yerlerini aldılar... Günde 3-5 belki de 10 kere gidip bakıyorum ne haldeler diye...


Evrene hep iyi dilekler yolladığım bir haftaydı yine...
Hıdrellez geleneğimizi bu yıl da tamam ettik...



Hıdrellez günü bereket için peynir yaptım... Daha doğrusu lor çünkü başka maya kullanmadım... Dolapta bekleyince şahane bir tat oldular, pazar kahvaltısında ızgara üstü yendiler...


Muallacığım asil kızım, Dimitri şapşiğine alışmaya çalışıyor hepimiz gibi... Dimitri sürekli onunla uğraşıyor, Muallacığım kaçacak yer arıyor, benim gibi...


Önceden kalan ekmekleri fırınlayıp peksimet yapıyorum, mayam hep canlı kalsın diye kolum ağrımadığı zaman ekmek yapmaya devam... Aşama aşama devam eden bu kutsal süreci de büyük bir zevkle takip ediyorum tabi...




Zayıflama işini henüz beceremedimse de o kortizonlarla en azından daha da kilo almadım diye kendimi ferahlattığım ancak zayıflamama katkıda bulunmayan, bulunsa pıt diye zayıflayacağımdan emin olduğum her bir şeylere gıcık kapıyorum...
Temizlik epeyce yapıldı... Kızımcığım sağ olsun... Ütü için de bir şükür sebebi arıyorum ama henüz bulamadım... Ütü gerektiren tüm kıyafetleri dağıtmak gibi bir fikrim var ;)) Çakozlamasınlar diye, yavaş yavaş yürürlüğe sokucam onları da... En temizi bu...
Büle işte...



2 Mayıs 2018 Çarşamba

Dimitri, Zai, ben felan

Doyamıyor ayol bünyem tatillere... Aradaki çarşamba günleri de tatil olsa bence pzt, salı, perşembe ve cuma pek daha verimli geçer ;)) Ve mesela 08:00'de başlamasa mesailer, ne bileyim şöyle bi 10:00 felan olsa en azından...
Ööyyyleee, bol bol tatil ilan edilse, alsam kitabımı, kahvemi elime, biraz okusam, biraz uyusam, acıkırsam minik bir atıştırmalık başucumda hazır beklese, hafif seste bir müzik hep arka planda olsa falan filan...
Yok, gerçek dünya bu diil ;((
Kendime taahüt ettiğim ev derleme, toplama ve ütü işlerinde ne cumartesi-pazar ne de salı tatilinde bir milim ilerleme kaydetmedim. Ama şiddetle çamaşır yıkamaya devam ettik mi, ettik... Yani o cuma günü bahsettiğim iş miktarı en az iki katına da çıktı böylece ama insanın canı bir gram mı istemez ya? İstemiyor n'apayım...
Hafta sonu cumartesi günü nerdeyse akşama kadar bir etkinliğe katıldık kızımcığımlarımla. Bodrum Hayvan Hakları Derneği'nin yavru kedi-köpek sahiplendirme etkinliği idi. Bizim gebeşten ümidi kesince, söz verdiğim üzere kızımcığımlarım yeni minik dostumuzu seçti. Arada bir  "2 tane olsa olmaz mı annneeeğğğ?" sızlanmalarını da mümkün mertebe duymamaya çalıştım. Mualla ne yapar, nasıl karşılar sorularıyla aklım zaten karışıktı.
Ve, bir oğlan bebeğimiz oldu...



Annesini kaybetmiş bu zavallı yavrucak. 1 ay bir barınak gönüllüsü tarafından biberonla beslenerek bu hale gelmiş. Hani ısrarla soruyorlar bize ya, "evde bi tane varken neden ikinciyi alma gereği duyuyorsunuz?" Cevabı çok net aslında işte... Bir sahipsiz cana can olmak, hepimize iyi geliyor ve onun yaşama tutunma ihtimalini kuvvetlendiriyor, hepsi bu...
Adı Zekeriya olsun dedim ama kızımcığımlarım ille de Dimitri dedi ve tabi onların dediği oldu. (Aslında şimdi de yoksa Sylvester mi olsa demekteler)
Mualla kardeşi konusunda çok tedirgin, ne yapacağını bilemiyor, şaşırdı kaldı kızım... Ama geçen 3 günde ikisi de epeyce olumlu yol katettiler diyebilirim...


Bugün sevgili Dimitri kontrol edilmeye ve aşılanmaya gidecek akşam üstü. Böylece sağlığı konusunda daha rahatlamış olacak içimiz...
Dün tatil diye kızımcığımın arkadaşını da yanımıza alıp, Bodrum'un yeni nesil kütüphanesi Zai'ye gittik. Muhteşem bir yer... Nasıl güzel bir düşünce olmuş, yıllardır hayal ettiklerimin bir kısmını barındırıyor diyebilirim.




15 yaşından küçük çocukları alamıyorlar, ders çalışmak içinse kapalı bölümde iki-üç masalık minik bir yerleri var. Konsept tamamen huzurlu ama çok zevkli bir ortamda okumaya adanmış... Fekat ne oldu, kızımcığımlarım ders çalışma masaları dolu olduğu için, dış mekandaki ortamlarda buna izin verilmediği için, bi 10 dakika oturamadan kalkmak zorunda kaldık. "Olsun varsın ben kaçarım ki her fırsatta" diye kendimi ikna ettim ama...
Neyse işte günün ortasından sonra daimi mekanlarımızdan biri sayılan İmge'ye attık kendimizi... Harika demlenmiş çayları, minik tereyağlı kurabiyeleri ve masalarımıza doldurduğumuz yepisyeni kitaplarımıza daldık uzun süre.



İnsan Vücudunun Öyküsü çok ama çok okumak istediğim bir kitaptı... Geçmiş yıllardan bu yana vücutlarımızın neye, nasıl ve niçin uyarlanımlar gösterdiğini ama en önemlisi kendisinden neleri bekleyip bekleyemeyeceğimizi ve eğer mümkünü var ise buna nasıl ulaşabileceğimiz konusunda yazılmış, bilimsel ama merakla takip edilesi bir kitap... Oldukça kalın ama zaman içinde sindirerek okumak istiyorum.
Derkennn, akşam oldu, eve bi girdik, üf bu seferde "hiç iş yapmıyorum kaç gündür Allah'ım ne olecek bu benim halim?" diye söylendim durdum. Artık bi planım yok bu derleme toplama işiyle ilgili, "hayatı yakalamaya çalışıyorum ben, işi gücü boşver" diye bir slogan bile buldum valla. Haa slogan buluncaya kadar, işi ortadan kaldırsam daha bi mantıklı gibi görünüyor ama hiç bitmiyor ki iş... Hayır olanca gücümle kıyafet azaltıyorum bir yandan, e geri ne oluyor da dağınıklıktan zerre eksilmiyor, matematiğini yapamaz oluyorum...
Öyle işte...