şimdidem

Şimdiyi ilk düşündüğümde köye gidiyorduk annem ve babamla. Arabayı babam sürüyordu, annem yanında her zamanki sessizliğiyle uçsuz bucaksız bozkırlara bakarken arabanın biryerlerini endişeyle sımsıkı tutuyordu kesin, çünkü tali yol bozuktu. Ben galiba 13-14 yaşımdayım, kesik kottan şortumla ilkgeçliğin ilk günlerinde arabanın arka koltuğunda sıkılmaktayım tek başıma. Abim nerde acaba…

Bozuk yoldan taşlar arabaya çarpıyor, sesleri dinliyorum giderek büyüyorlar, büyüdükçe bendeki alan büyüyor seslerle dolan, sonra bir merak uyanıyor. Şimdi bu taş arabaya değdi dediğimde geçmişte kalan an. Önce bir şeyi olduğu an söylemenin imkansızlığı büyüyor, içimde bir hayret. Sonra zaman mevhumu çıkarıp getiriyor soruları. Şimdi ne zaman? Geçmiş zaman mı yani bahsettiğim şimdi? Akdağmadenine giden bozuk yolda kırıldı zaman. Şimdi imkansız bir an gibi geçip geçip gitti yanımdan hiç durmadan. Geçti şimdi buradan da. Böyle işte.

Şimşim dede vardı Belen köyde. Belen dünyanın en güzel köyüdür benim evrenimde, ben orada büyüdüğümden. Evimiz okulun lojmanı, tüm sınıflar tek derslikte, annem öğretmen, ben minik bir kız çocuğuyum. Şimşim dedenin bastonu var, okul binası ve lojmanı saran bahçenin dışındaki yoldan bastonunu yere vurup “şim şim şim şim kızım” diye şarkı söylüyor. Ben onu görünce başlıyorum oynamaya, eğleniyoruz. Cebinde kesin var birşeyler, en çok mandalin. Çıkarıveriyor tupturuncu hediyesini cebinden, akıyor yaşlı köylü güzelim ellerinden minicik ellerime bir damla can. Şimşim dedem geldi diye sevinçle yola koşan kız çocuğu neşen, şimdi nerede?

Kim di dem? Hangimiz? Kaçımız? Ötemiz berimiz. Sağım solum sobe. Bir an var. Zaman yok. Üç gün geçmiş ama yok. Gün var gece var. Şimdi bir dem var.

Şimdidem buraya kadar.

to Thee

cant you just put me into a sleep

in disguise of a beautiful day

And dance the dance

dream the same dream with everyone else


Cant you just settle

with any of the ways you walked a little

Don’t you see the question which or why

just doesnt really matter

it’s gonna end soon


in dreams, we all fall from trees,

and we all walk around naked

in shame and pain

we all feel scared

And we are all being chased in

never-been-before places 

and the voices

sentences to this and that

we all can hear them in dark cells

some dont bother

You cant help but listen

list’em one after the other

take long trains that dont

fall in line with or follow each other

nor do they matter

night after night

day after day

tired in every way

As he once said things have changed 

Strange times we’re living in

Now I let them decide

when to work when to rest

when to eat and sleep

It has come to this

my apologies

big time travellers that go on and on

me respects thee

Am I a traveller?

No. I’m a tourist

I stop frequently.

Gemini çevirisi:

Sana (to Thee)

​beni öylece bir uykuya daldıramaz mısın

güzel bir gün kılığında

Ve dansı dans etsek

herkesle aynı rüyayı görsek

​Öylece razı olamaz mısın

biraz yürüdüğün yollardan herhangi birine

Görmüyor musun hangisi ya da neden olduğu

aslında hiç fark etmez

yakında bitecek

​rüyalarda, hepimiz ağaçlardan düşeriz,

ve hepimiz çıplak dolaşırız

utanç ve acı içinde

hepimiz korkarız

Ve hepimiz kovalanırız

daha önce hiç olunmamış yerlerde

​ve sesler

şuna buna dair yargılar

karanlık hücrelerde hepimiz duyabiliriz onları

bazıları umursamaz

Sen dinlemeden edemezsin

listele onları birbiri ardına

bir sıraya girmeyen ya da birbirini izlemeyen

uzun trenlere bin

zaten bir önemi de yok

​gece ardına gece

gün ardına gün

her bakımdan yorgun

Bir zamanlar onun dediği gibi, işler değişti

Garip zamanlarda yaşıyoruz

kararı onlara bırakıyorum

ne zaman çalışılacağına ne zaman dinlenileceğine

ne zaman yemek yenip ne zaman uyunacağına

Olay buraya kadar geldi

Kusura bakmayın

durmadan devam eden büyük zaman yolcuları

size saygı duyarım

Ben bir yolcu muyum?

Hayır. Ben bir turistim

Sık sık duraklarım

de’fine

King of a time, fool of another, little princess, queen, and some witches, somewhat of a show says the critic, sometimes a work of art, rare, precious therefore, but needs polishing. Funny mocks the serious, calm depreciates excitement, anger stabs forgiveness and vice versa vesselam. A chorus, always ready to intervene.

Silence breeds speeches that fall upon deepest thoughts, yet they rise back from the ground and like mist it covers every street of the town, all doors and windows shut and it certainly is dark.

Shut it, don’t want to hear your crazy thoughts you dirty mind! She screams in silence.

You must confront, understand, sometimes stand under, sometimes underestimate, hopefully negotiate, and love what comes from underground.

Take a walk in the streets with whoever there is, and you’ll hear sarcasm in the shape of riddles to be solved from your back so instantly that it’s wild, and between every line and move, they will be watching you, giggling and whispering the shortest and the sharpest.

Secret meetings in bathrooms and lifts.

Lucky if it’s one of you talking. Often, visitors out of nowhere have already started to put forward their heads and opinions inwards before you finally recognize their voice and try responding backwards in time. Strangers stop by occasionally. They are strange, long story short.  

Courage has become heroic as it’s always stepped on assumed grounds that are often too vulnerable to emotional whatever.

Reactions vary.  She can go to sleep. She might stay for another while. She may run and hide. She may applaud. She may cry or laugh or both.

She is so and so. Sometimes she says so. Some call it confidence. Some call it independence. Some say she lacks these. Some think she has too much of those. Shadow of a time, rain or bow or arrow of another. She doesn’t mind anymore, she says.

And for some, it does not matter, either. They are her friends. It’s not so crowded with them, but even when it is so, it doesn’t bother. Still, now and then she smiles carefully, takes deep breaths and exhales thanks.

Gemini çevirisi:

De’fine

​Bir zamanın kralı, bir başkasının budalası, küçük prenses, kraliçe ve bazı cadılar; eleştirmene göre biraz bir gösteri, bazen bir sanat eseri, bu yüzden nadir ve değerli, ama cilalanmaya ihtiyacı var. Komik olan ciddi olanla alay eder, sakinlik heyecanı küçümser, öfke bağışlamayı bıçaklar ve tam tersi vesselam. Müdahaleye her an hazır bir koro.

​Sessizlik, en derin düşüncelerin üzerine düşen konuşmalar doğurur; yine de o konuşmalar yerden geri yükselir ve bir sis gibi kasabanın her sokağını kaplar, tüm kapılar ve pencereler kapalıdır ve kesinlikle karanlıktır.

​Kes sesini, senin çılgın düşüncelerini duymak istemiyorum seni kirli zihin! Sessizlik içinde çığlık atıyor.

​Yüzleşmeli, anlamalı, bazen altında durmalı, bazen küçümsemeli, umulur ki müzakere etmeli ve yeraltından geleni sevmelisin.

​Sokaklarda her kim varsa onunla bir yürüyüşe çık; arkandan çözülmesi gereken bilmeceler şeklinde öyle aniden yükselen bir alaycılık duyacaksın ki bu vahşice; her satırın ve hareketin arasında seni izliyor, kıkırdıyor ve en kısa, en keskin olanı fısıldıyor olacaklar.

​Banyolarda ve asansörlerde gizli toplantılar.

​Konuşan sizden biriyse şanslısınız. Çoğunlukla, hiç yoktan gelen ziyaretçiler, siz sonunda onların sesini tanıyıp zamanda geriye doğru yanıt vermeye çalışmadan çok önce, kafalarını ve fikirlerini içeriye doğru uzatmaya başlamış olurlar. Yabancılar ara sıra uğrar. Gariptirler, uzun lafın kısası.

​Cesaret kahramanca bir hal aldı, çünkü her zaman duygusal her neyse ona karşı fazla savunmasız olan varsayılan zeminlere basıyor.

​Tepkiler değişir. Uyuyabilir. Bir süre daha kalabilir. Kaçıp saklanabilir. Alkışlayabilir. Ağlayabilir ya da gülebilir, ya da her ikisi birden.

​O öyle ve böyledir. Bazen öyle söyler. Bazıları buna özgüven der. Bazıları bağımsızlık der. Bazıları bunlardan yoksun olduğunu söyler. Bazıları ise bunlara fazlasıyla sahip olduğunu düşünür. Bir zamanın gölgesi, bir başkasının yağmuru ya da yayı veya oku. Artık umursamıyor, öyle diyor.

Ve bazıları için bunun da bir önemi yok. Onlar onun arkadaşları. Onlarla o kadar kalabalık değil, ama öyle olduğunda bile bu rahatsız etmiyor. Yine de, arada sırada dikkatlice gülümsüyor, derin nefesler alıyor ve teşekkürlerini veriyor.

ayrılık

Seni benden beni senden

ayıra ayıra

ay ıradı

bir kazık

sırtımdan ve göğsümden çıkık

ağır bir tabut taşıyorum

ölmedim de

yaşıyorum

arada bir düşüyorum

birden çözülüyor dizlerin bağı

vuruluyorum birkaç el

göğsümden bir kafeste

uçuşan bir kuş ıskalanıyor

siyah bir kan sızıyor

yaralar açık

birden parlıyor ateş

gözyaşları

perişanlık

öldürüyor

yaşamak

suç değil

bu benim

dirseklerim dizlerim

sımsıkı bu ellerim ve kapanmış tüm gözlerim

saatli patlak bomba

kalbim

zaman geçiyor yanından

uykunun

kederin

ben giderim o gider

o da gider

o da gider

onlar mı kim

sevginin ölmemesi

baktıkça bakar durur

sonsuz açık gözleri

mümkün mü dersin yani

bir düğümün

kendinden çözülmesi

ellerimi

gözlerimi

açabilir miyim

sakince bırakabilir miyim

tuttuğum bu nefesi

ağlamadan

çığlıklar atmadan

yerlere kapanmadan

yalvarıp yakarmadan

karalar bağlamadan

yarası bir yüreğin

yüreksizlikten

iyidir

hiç durmasam

bıraksam

uçurumda bir sal gibi

nehir uzun

yar derin

gök serin

düşüyoruz

belki de uçuyoruz

ikisi birden olabiliyor

ayrılıyoruz

havaya ve toprağa karışıyoruz

kırılıyor renklere güneş etrafımızda

sonra gece gelecek

karanlık içimizde

kuyruklu bir yıldız var

şuralarda bir yerde

yeni ay

suyun düştüğü yerde

bir yengeç

yosun yiyor kayadan

kıskaçlarıyla

Balıkçılar

Kendimi tutmuş bulunuyorum

Balıkçılar tarafından

Saçlarımdan

Rapunzel dedi biri

Gittim hemen camı açtım

Onlar çekti ben ağladım saçımı

İnce gördüm balık arkadaşımı

Bir dans gibi uygun adım

Bir de suda yedi adam

Çekti ağları sudan

Rüzgara saldığım

Hürmüz sanırsın adım

Koca yalan

Mümtaza da bi uğradım

Yedi cihanın en güzel gülleri

Her bir yanını sarsa

Değil mermer oyulup elmas

Zümrüt yakut kakılsa

Mahali bir mezardır

İçinde belki yardır

Şimdi başka diyardır

Kuşlar burda çoktandır

Yalnız tadı eksik ama

O da olur zamanla

Kısık ateşte uzun uzun

Dokuyorum iplerini ağın

Aramızdaki bağın

Rüyada geceleri

Söküyorum sonra geri

Gözlerim yolda diye

Birini bekliyorum sanma

Bir adım ki o benim

Tutuyorum kendimi

Saçlarımdan

Balıkçılar tarafından

Bulunuyorum

Balıktan hiç basetmedikti

Belki onu yakalıyorum

Beklemesem de gelir biri bir yoldan

Birdenbire benimle

Sanki aynada kendiyle

Ya da can kardeşiyle gibi

Konuşur

Rahat

Seyrinde

Kesilip bir davet gözlere

Bir kapı duvar yıkılır

Bir ışığa çıkılır

O ışığın siminden bir hikaye dokunur

Göz birliğiyle yazarı suçsuz bulunur

Seyre koyulur gemi

Sular mı onun evi

Derken sahilde kimi

Bazen içinde biri

Belki yakaladım onu

Saçlarımla

Her an yeni tanışmış gibi

Aynı heyecanla derim sanma

Aynı sükunla ağır ağır

Ayırmadan göz ucundan

Sarkarak kapılardan camlardan

Korkmadan merakla canlı

Fazla yormadan tatlı tatlı

Çok da sormadan, razı

Sükunla ağır ağır

Ayırmadan göz ucundan

Sarkarak kapılardan camlardan

Korkmadan merakla canlı

Tamam bazen çok heyecanlı

Değilmiş gibi bazen haklı

Kondurup havalardaki aklı

Biraz farklı

Biraz saklı

Değişmiş gibi ama hep aynı

Serseri

Vurgun

Deli

Sudan çıkmış balık gibi

Çırpınıp çırpınıp da kayan elinden

Beni

Buluyorum ağda

Balıkçılar tarafından

Tutmuş kendini saçlarından

Yani

Kendimi tutmuş

Bulunuyorum

Balıkçılar tarafından

Saçlarımdan

Design a site like this with WordPress.com
Get started