gündem

Bumerang - Yazarkafe

...

...
ROMANLARIM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ROMANLARIM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mart 2014 Salı

ŞAH MAT

 Mario Mazzanti

Mario Mazzanti'nin ilk polisiye romanı olan Şah Mat, bir seri katil ile suç psikiyatristinin adeta bir satranç oyunu gibi olan mücadelesini anlatıyor.
Polisle satranç oynayan bir seri katil...

Polis adına çalışan bir suç psikiyatristi suçluların davranış ve psikolojik davranışlarını inceleyerek polise şüphelileri bulmada yardımcı olur. Bu sefer karşısında cinayet işlemeyi seven ve bunu herkese göstermek isteyen, seri cinayetleri ve polis ile olan kovalamacasını satranç oyunu gibi gören bir seri katil vardır. 

Satranç, edebiyat, opera, sinema ve asıl meslek cerrahlık

ilk sayfalarda sıkılacak okumaktan vazgeçmeyi düşüneceksiniz, dur bakalım diyecek birkaç sayfa daha okuyacaksınız, sonra birkaç sayfa, birkaç sayfa derken olayın derinliklerinde bulacaksınız kendinizi. Katilin kim olduğunu çözmeye çalışacak, tahminler yürüteceksiniz ama sonra, SONRA mı....
hadi bakalım okumayı düşünenlere kolay gelsin.

24 Ocak 2014 Cuma

SERENAD ♫ ♫ ♫ Zülfü Livaneli



müziğin, geçmişin ve gizemin bir arada olduğu bir Zülfü Livaneli eseri...

Roman 2001 Şubat ayında soğuk bir gün, İstanbul Üniversitesinde görevli Maya Duran'ın (36) ABDden gelen Alman asıllı Profesör Maximilian Wagneri (87) karşılamasıyla başlar.

1930 lu yıllarda İstanbul Üniversitesinde hocalık yapmış olan profesörün isteği üzerine, Maya bir gün onu Şileye götürür. Böylece, katları yavaş yavaş açılan dokunaklı bir aşk hikâyesine karışmakla kalmaz,
 dünya tarihine ve kendi ailesine ilişkin birtakım sırları da öğrenir.

Serenad, 60 yıldır süren bir aşkı anlatırken, ister herkesin bildiği Yahudi Soykırımı olsun isterse çok az kimsenin bildiği Mavi Alay, bütün siyasi sorunlarda asıl harcananın, gürültüye gidenin hep insan olduğu gerçeğini de göz önüne seriyor.

violin2.gifElinize aldığınız zaman 3-5 sayfa okuyup işime gücüme bakayım diyecek ve bir anda kitabın üçte birini okumuş olacaksınız.Oldukça sade,akıcı ve merak uyandıran bir dille yazılmış bu kitabı okunması tavsiye edilen kitaplar listenize alacaksınız.

          Right Click to Save Logo

10 Nisan 2013 Çarşamba

AÇLIK OYUNLARI

Suzanne Collins
 Etkileyici bir fantastik dünya, bitmek bilmeyen bir aksiyon 
Açlık Oyunlarında bir sonraki sayfaya geçmek için sabırsızlanacaksınız.

Etrafınızdaki başka herkes sabahı göremeyeceğinizden eminken vahşi bir ortamda kendi başınıza hayatta kalabilir misiniz?

Kazanmak ün ve talih, kaybetmek ise kesin ölüm anlamına gelir.

Bu Oyunun Galibinin Karnı Doyacak Kaybeden İse Ölümle Tanışacak...

Açlık oyunları başlasın...

Panem diye adlandırılan, 13 mıntıka yani bölgeden oluşan bir ülkede 74 yıl önce çıkan isyan sonucu mıntıkalar Capitol'e karsı ayaklanmıştır. İsyan sonucunda 13. mıntıkayı yerle bir eden Capitol, geri kalan 12 mıntıkayı da açlık oyunlarıyla cezalandırmıştır. Açlık oyunları, her mıntıkadan yasları 12 ile 18 arasında değişen bir kız ve bir erkek olmak üzere toplam 24 haracın arenada tek bir kisi kalana kadar ölümüne yarışmasıdır. Bu yarışmayı Capitol adeta bir gösteriye dönüştürmeyi başarmış ve TV de canlı olarak bütün panem halkının izleyebileceği şekilde tasarlamıştır. 


Ortada bir mücadele var, ancak bu mücadelenin ne zaman başladığı, 
ne zaman veya nasıl biteceğini kitabın kahramanları dahi bilmiyor.
Kitabı okumaya başladığınızda sıkıcı gibi gelmeye başlayabilir
 fakat çok kısa sürede kendinizi bir anda oyunun içinde buluyorsunuz.
Oldukça profesyonel yazılmış, her satırını merak içinde okuyacağınız, elinizden bıraktığınız anda bir sonraki satırın neler getireceginin heyecanı sizi inanılmaz sarıyor.

Bu kitabı okumanızı tavsiye ediyorum, gerçekten pişman olmayacağınız sürükleyici bir roman...
fakat sinema filmi için aynısını söyleyemem kitapta anlatılan ince ayrıntıların hiçbirisi filmde işlenmemiş. 
Bilinmesi gereken önemli detaylar filmde malesef yok.
Kitapta aldığım keyfi kesinlikle filmde bulamadım.

14 Şubat 2013 Perşembe

KUMRAL ADA-MAVİ TUNA





Bir salı sabahı uyandım. Bütün gazeteler hayatta en çok sevdiğim kadının bir cinayet işlediğini yazıyordu. Bunu hiç beklemiyordum. Beynimden vurulmuşa döndüm. İç dengelerim şiddetle sarsıldı. Oysa gerçeği biliyordum ama bana kimse tek bir şey sormamıştı. Onu mahkum etmişlerdi! Kapı çalındı. İki asker beni almaya gelmişti. İç savaş çıkmış, seferberlik ilan edilmişti. Bunu bekliyordum. Hiç şaşırmadım. Bunu uzun zamandır korku ve kuşkuyla hep bekliyordum. Hazırlandım ve o salı sabahı evden çıktım."

Genç bir öğretmen bir sabah Kuzguncuktaki evinden apar topar alınıp, askere götürülür. O, bunun bir kabus olduğuna, arkadaşlarıysa onun iç savaşa katıldığına inanmaktadır. Oysa annesi oğlunun bir ambulansla evden götürüldüğünü anlatmaktadır.

Kumral Ada - Mavi Tuna, iç savaşın içimizde ve dışımızda, bireysel ve toplumsal olarak yarattığı yangınları umutsuz bir aşk üçgeni ekseninde anlatan sarsıcı bir roman.

Ayrı hayatların, aynı noktada birleştiği,hayatlarının en güzel anlarını yaşarken parçalanan kalplerin hikayesi mükemmel bir dille anlatılıyor.
Buket Uzuner in birçok romanını okudum, ama Kumral Ada,Mavi Tuna romanının sinemaya aktarılmasında bence geç bile kalınmış.

Okunmasını mutlaka tavsiye ediyorum.

17 Ekim 2012 Çarşamba

CENNETTE İKİ YIL


Kesin bir mahkumiyet yerine onurlu bir ölüm ihtimalini seçerek firar eden bir iyi kalpli bir anarşistin ayakları bir yeryüzü cennetinin topraklarına değdiğinde, merhametli Tanrı'nın suçluları da sevebileceğini anlayacaktı. Onu dünyada tutkulu bir faninin görebileceklerinden çok daha fazlası bekliyordu: Mütevazi bir krallık, gizemli bir bilgelik anıtı, aşkın zindanı, düşler evreni, güleryüzlü bir azap ve nihayet şeb-i arus... 
Acaba planların hiçbir işe yaramaması göksel bir ironi midir? Acılardan zevklere doğru kendi irademizle attığımızı sandığımız her adım, aslında yüreğimizi dolduran niyetlere göre kurgulanmış olan tanrısal senaryoya doğru mu sürüklüyor bizi? Aşka gelince... Onun gökten gelen kudreti karşısında, sağanak yağmurda bir ağacın altına sığındığı sırada üzerine ansızın yıldırım düşen saf bir köylüden daha dirençli olduğumuzu kim söyleyebilir? Doğrusu ne birine aşık olmak için zamana ihtiyacımız vardır, ne de aşkın beklemeye tahammülü... O yıldırıma bir metropolün kalbinde de, ıssız bir dağın eteklerinde de maruz kalabiliriz...





31 Temmuz 2012 Salı

EN SON YÜREKLER ÖLÜR


Yaşamla ölümün kıyasıya savaştığı yol ayrımında geçen çarpıcı bir öykü. Yanı başımızda yaşanıyormuşçasına gerçek... 
'Sen, gözlerinden ateşler saçarak, zehirli oklarını bana yöneltirken, ben sana âşık oldum Nehir...' 'Sen, tüm şatafatlı tanımlardan sıyrılıp en doğal halinle, yaramazlık yapan çocuklar gibi boynunu bükmüş bağışlanmayı beklerken, ben sana âşık oldum Deniz...' 
Yüreklere düşen ilk kıvılcımlar... Sonsuza dek süreceğine inanılan aşk, mutluluk... Ve o uğursuz kaza! Kadının belleğinde kalan son sözcükler... 
'Sıkı tutun Nehir!...'

Ramazandan hemen önce 10 günlük bir deniz kaçamağında okumaya başladığım bir kitap.
Başlangıçta Canan Tan ın diğer kitapları gibi diye düşünmüştüm. (okuduğum tüm kitaplarını beğendim) Fakat ortalara gelince gerçekten farklı bir kitap olduğuna karar verdim. Hem güzel bir aşk romanı...hem de çoğumuzun detayını bilmediği organ nakli hakkında verilen net bilgiler.
Bence mutlaka OKUMALISINIZ

10 Haziran 2012 Pazar


***   İSKENDER   ***



 Kapak Yazısı 
 Şu hayatta insan en çok sevdiklerini acıtır… En derin yaralar ailede açılır, kabuk tutsa bile kanar hikâye, içten içe… Aşkı aramadan evvel, düşün bir, ya benden nasıl bir âşık olur? İnsanın sevdası karakterinin yansımasıdır. Sen kavgacı isen, ha bire öfkeli, aşkı da bir cenk gibi yaşarsın. Gönlü pak olanın sevgisi de saf olur. Şu hayatta insan en çok sevdiklerini acıtır. En derin yaralar ailede açılır, kabuk tutsa bile kanar hikâye, içten içe… Attığımız her adım, yaptığımız her işte kendimizi yansıtırız. Budur çözülmesi gereken bilmece. 

Yeni bitirmiş olduğum bir Roman.İyi ya da kötü demek istemiyorum bir anda, emek sarfedilmiş bir eser ama şunuda söylemeden geçemicem...Elif Şafak ın diğer romanlarını gözönünde bulundurursam bu romanı mükemmel diyemem, ortalarda bir yerlerde, mutlaka alın okuyun da diyemem ama okursanızda zaman kaybetmezsiniz. 


İSKENDER >>>
8.çocuğunu doğuruyor anne...veee yine kız. Köy yeri depresyona giremiyor, hayata küsemiyor.Anne ne yapsın ki.Bu çocuklardan ikiz kız kardeşler...Cemile Yeter ve Pembe Kader. Kitabımızın kahramanlarından ikisi bu ikiz kız kardeşlerin büyük ablalarının kaderine bakmakta kaçınılmaz, en büyük dramlardan ilki:Yıllarca kendini unutup, kız kardeşleri için kendini paralayan Hediye, köye gelen bir gence gönlünü kaptırıp kaçar. Daha sonra köye geldiğinde hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Hediye’nin cezası babanın evde olmadığı zaman namus un temizlenmesi.En önemli noktalardan biri ise,  ablasına aşık olduğu halde, küçük kız kardeş ile Adem’in evlenmesi.Pembe Kader’in ablasına gönderdiği mektuplardan kendini affetmesini istemesi.Pembe ile Adem in büyük oğulları İskender’in büyük hatalar yapmasına sebepte yine bu baba. İskender adım adım bir cinayete doğru sürüklenirken annesi ile birlikte gördüğü adamı takip edip namusunu temizlemek için harekete geçiyor. Tüm bunlardan habersiz olan baba ise başka bir kadının peşinden başka ülkeye gidiyor ve orada intihar ediyor.Vee olaylar hız kesmeden devam ediyor.
Konuyu anlayıp kim kimdir kavrayana kadar biraz zaman geçiyor ama başta da dedim yaa emek ve zaman harcanmış.Elif Şafak ın emeğine sağlık...

3 Şubat 2012 Cuma

(Mimar Sinan ve Mihrimah Sultan)


Son okuduğum roman, başladığıma pişman olmadığım bir saniye olsun elimden bırakamadığım sizi alıp o yıllara götüren sürükleyici bir gerçek hayat...
Tarihler hep uzun süren savaşlarımı anlatıyor dersiniz...Hayır...
işte tarihten bir kesit...aşkını dile getirmek yerine taşlara anlatan gerçek bir aşık
MİMAR SİNAN

 18 yaşında kendi arzusu ile devşirilip payitahtta getirilen Sinan, Karaboğdan Seferi sırasında gördüğü Mihrimah Sultan'a aşık olur. Bu aşk, Sinan'a önce Prut Nehrini on üç günde geçilecek köprüyü yaptırır.

Payitahtta dönüşte Mihrimah Sultan'ın evlendirilmesine karar verilir. Sinan ve Rüstem Paşa aday olur. Hürrem Sultan, siyasi nedenlerle kızı Mihrimah'ı Rüstem Paşa ile evlendirir.



Elli yaşında ve evli olan Sinan, bu evlilik 

üzerine kendini sanatına verir. Sarayın baş mimarı olur. Aşkını payitahtta yaptığı hanlar, hamamlar ve camilere yansıtır. Özellikle de aşkını Edirnekapı ve Üsküdar'da yaptığı iki cami arasına gizler.Dünyaca ünlü mimar, Mimar Sinan'ın ve büyük aşkı Mihrimah Sultan'ı anlatan sürükleyici bir roman.


Bu camilerin sırları ise çok ama çok entresan.Güneşin doğuş ve batış noktaları tespit edilerek yapılmış eserlerdir.  Mihrimah Sultanın adına yapılan 2 camiyi ortak görecek bir noktaya geçtiğinizde,sadece gece ile gündüzün eşit yaşandığı 21 Mart günü ( ki bugün Mihrimah Sultan’ın doğum günüdür, adınıda bu yüzden Güneş-Ay anlamına gelen MİHRİMAH koymuşlardır), göreceğiniz manzara şudur. 
Edirnekapı daki caminin arkasından güneş batarken 
Üsküdar daki caminin arkasından ay doğar. 


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...